Çocuk hep oynamak ister...
Hep güler...
Ağlarken bile güler aslında...
Herşeyi yapabilecek gücü vardır...
Asla yalnız değildir çocuk...
Sevgi içinde yüzer, hep onu koruyacak bir anne kucağı vardır
Bilir çocuk...
Neden korksun ki?
Korkmaz; düşmekten, yorulmaktan, başarısızlıktan...
Düşünmez yarın neler yapacağını pek fazla...
O yüzden sevmez hiçbir çocuk 'ileride ne olacaksın?' sorusunu...
O dünyanın en güzel şeyidir ve bunu bilmek ona yeter...
Sonra büyür işte...
Kendini hep çocuk zannederek...
Yavaş yavaş büyümek zorunda olduğunun bilincine vararak...
Oyun oynamaktan vazgeçmesi gerektiğini öğrenerek...
Oynadığı oyunları daha acımasız, daha vahşi 'büyük insan' oyunlarına çevirmesi gerektiğini öğrenerek...
Daha çok acıtmaya başlar...
Ve daha çok acımaya heryeri her düşüşte...
Yıllar sanki hiç geçmemiş gibi gelir ama geçmiştir işte...
Olgunluk güzel der kandırır kendini koca çocuk...
Olgunluk zamanla yalnızlık getirir...
Anne kucağına sığamaz olur kocaman bedeni...
Acıyarak, acıtarak olgunlaşır...
Acıya acıya yalnızlaşır, başkalaşır, basitleşir...
Kendine yalanlar söyleye söyleye kaybeder çocuksu şirinliğini, güzelliğini...
Bir çocuğun gözlerindeki mutluluk ve parlaklığı aynaya baktığında asla göremeyecektir artık...
Yine de yaşar, sevmeye, sevişmeye, kazanmaya çalışarak...
Çocukken kaybetmekten korkmadığı herşeyi, kaybetmemek için yaşar artık sadece...
Gitmelere de alışır..
Gelmemelere de...
'Hadi git' der gidene sadece...
20 Ocak 2010 Çarşamba
içimdeki çocuk...
Gönderen peri.susamurum zaman: Çarşamba, Ocak 20, 2010 0 yorum
Etiketler: büyümek, hadi git, içimdeki çocuk, ilkay akkaya
17 Ocak 2010 Pazar
ılgaz, kayak ve geri dönüş :(
Kısa ama dolu dolu bir kış tatili de bitti...
Ilgaz'da tatildeydim 4 gündür...
Okadar güzeldi ki herşey...
Dönmeyi istemedim gerçekten...
Bursalı olduğumu ve kayak yapmayı bilmediğimi duyan kayak hocasının gözleri faltaşı gibi açıldı :)
Dersler sırasında en fazla düşen kişi olarak kamp tarihine geçtim sanırım...
Hoca ders anlatırken bile kayakları tutamayıp düştüm :S
Ama azimliydim vee sonunda dönüşler dahil çoğu şeyi öğrendim...
Yukarıdaki resimde görülen pist zirveden aşağıya 1 km lik bir pist..
Buradan ilk kaydığımda hocanın üstüne yapışa yapışa kaydım
İkincisinde 2 defa düştüm, kayaklar bir yana ben bir yana :S
Ama sonunda hiç düşmeden kaymayı başardııım
Vee harika bir duygu gerçekten, herkese tavsiye ederim...
Tatil yine bitti...
Ve benim aklım orada kendim buradayım...
Bu psikolojiden bir an önce çıkmak lazım..
Puff...
Ilgaz'da tatildeydim 4 gündür...
Okadar güzeldi ki herşey...
Dönmeyi istemedim gerçekten...
Bursalı olduğumu ve kayak yapmayı bilmediğimi duyan kayak hocasının gözleri faltaşı gibi açıldı :)
Dersler sırasında en fazla düşen kişi olarak kamp tarihine geçtim sanırım...
Hoca ders anlatırken bile kayakları tutamayıp düştüm :S
Ama azimliydim vee sonunda dönüşler dahil çoğu şeyi öğrendim...
Yukarıdaki resimde görülen pist zirveden aşağıya 1 km lik bir pist..
Buradan ilk kaydığımda hocanın üstüne yapışa yapışa kaydım
İkincisinde 2 defa düştüm, kayaklar bir yana ben bir yana :S
Ama sonunda hiç düşmeden kaymayı başardııım
Vee harika bir duygu gerçekten, herkese tavsiye ederim...
Tatil yine bitti...
Ve benim aklım orada kendim buradayım...
Bu psikolojiden bir an önce çıkmak lazım..
Puff...
Gönderen peri.susamurum zaman: Pazar, Ocak 17, 2010 0 yorum
12 Ocak 2010 Salı
ses ötesi...
SES ÖTESİ...
Son günlerde çok uğraşıyorum bu kelimeyle...
Sesin ötesi..
'Fiziksel'ini çoktan geçtim...
Herşeyin 'kimyasal'ında geziniyorum...
Bazen o kadar duyamıyoruz ki bazı sesleri...
Bazen de sesin ötesi geliyor
Kulaktan önce ruha...
Bütün gün bir ses duymak için bekliyorsunuz...
Büyülü bir ses...
Huzur verici...
Neşe verici...
Sesin ötesinde bir ses...
Bir anda heyecan, mutluluk ve güzellik getiriyor hayatınıza...
Ötelerden bir yerlerden!!
Gönderen peri.susamurum zaman: Salı, Ocak 12, 2010 1 yorum
gitmek ...2...
Yola çıkma heyecanıyla!
Herzaman gidilen yerlerin dışında bir yere doğru...
Dinlenmeye...
Yorulmaya...
Yanlışlara...
Günahlara...
Yeni yeni çıkmazlara bazen...
Yolun, yolculuğun nereye gittiği değildir bazen önemli olan...
Sadece gitmektir valizi heyecanla dolduran...
Kalmalar çok uzun sürmüşse bir de...
Sadece gitmek ister yollar...
not: kafiyeli olması için uğraşmamış, hatta şiir tarzında olmasını istememiştim. yazdığım herşeyi yayınladıktan sonra okuduğum için sonradan farkettim. böyle çıkmış, böyle kalsın artık :)
Gönderen peri.susamurum zaman: Salı, Ocak 12, 2010 0 yorum
11 Ocak 2010 Pazartesi
sabah şapşalı...
Öyle böyle değil...
Çok komik anılarım var bununla ilgili
Ve bu komik anıları genelde o şapşallığımı paylaşmış kişilerden hayretle dinliyorum...
Bir işe girersem (inşallaaah)
Sabahları erken kalkmaya alışma aşamasında
Kendimden çıkabilecek sabah şapşallıklarını hayal edemiyorum...
Özellikle ciddi bir konuşma olduğunda çok zorlanıyorum
Örneğin profesörlerden biri arıyor ve ben yataktan fırlıyorum ismini telefonda görünce
Sonra kalkıp evin içinde uyuya uyuya geziyorum elimde telefon...
O arada neler dediğimi sonradan hocanın ağzını arayıp öğrenmeye çalışıyorum :)
Şimdiye kadar tehlikeli bir durum oluşmadı..
Bilinçaltım hala benden bağımsız ama mantıklı davranabiliyor demekki :D
Gönderen peri.susamurum zaman: Pazartesi, Ocak 11, 2010 3 yorum
Etiketler: bilinçaltı, sabah, şapşal, uyanmak
9 Ocak 2010 Cumartesi
dengesizim ben sağım solum belli olmaz!
Hımm
Zaman ne gösteriyorsa onu yaşamaya,
Deniz üzerinde sırtüstü dinlenmeye karar verdiğimi söylemiştim...
Hala aynı düşüncedeyim..
Ama işte bir sorun var
Beyin ve ruh aynı doğrultularda ilerlemiyor...
Kendimi birşeyler istemekten,
Olsun diye sabırsızlanmaktan alamadığım zamanlar oluyor işte...
Hayal kurmalı tabii insan...
Ama işte dişi yaradılış fazlasıyla sabırsız olma potansiyeline sahip sanırım!
Neyse bu da geçer..
Birkaç anlamsız kulaç...
Biraz boğulma korkusu...
Sonra yine sırtüstü uzanıp dinlenirim...
Bir süredir ailemin yanında olmak da bünyemi bozdu galiba!
Yalnızlığa tekrar alışmak gerek...
Yarın tek başıma sinemaya gideceğim, planım budur...
Harika bir pazar günü...
Bir de sanırım muhabbet kuşlarımla konuşabilirim...
Konuşmayı unutmamak açısından iyi oluyor :D
Bir de benimle şöyle uzun muhabbetler yapabilseler...
Hep kendi aralarında muhabbet...
Peeh!
Nankör bu hayvanlar...
İki gün yemek vermeyip
Nefis terbiyesi yapayım bakalım :)
Farkedildiği gibi pek sağlıklı değilim...
Bakalım bir sonraki yazıda nasıl olacağım...
Gönderen peri.susamurum zaman: Cumartesi, Ocak 09, 2010 7 yorum
Etiketler: ben, dengesiz, muhabbet kuşu, yalnızlık
4 Ocak 2010 Pazartesi
dinlen...
Umarım bu yıl sonunda
'Aman ne çabuk geçti, bişey anlamadık bu yıldan da' demeyiz...
Yaşadığımızı anlamamızı sağlayacak bir sürü şey olur dilerim...
Uzun zamandır hiçbir şey yazamıyorum, sonuçta tabii yazsam da kimseler okumamaya başladı...
Biliyorum :S
Karmaşık..
Karmakarışık bir dönemdeyim...
Hayatımdaki hiçbir şeyin ne olacağı belli değil...
Bu belirsizlik içinde, çok fazla durup düşünmemeyi seviyorum..
Buraya da çok duygu ve düşünce çıkmazlarındayken yazıyorum galiba...
Rahatım...Düşünmüyorum...Sadece mutlu oluyorum ve sadece bunu umursuyorum...
Nereye sürüklenirsem oraya gitmek istiyorum...
Denizin açıklarında sırt üstü uzanmış, bir güzel dinleniyorum...
Buraya yazmaya devam edeceğim...
Ama sanırım daha az iç karartıcı olacak herşey...
Daha iyi değil mi? ;)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)






